25 Aralık 2011 Pazar

En Unutulmaz 10 Ölüm Sahnesi

10
Jack Dawson – Leonardo di Caprio, Titanic (1997)
Rose : Seni asla bırakmayacağım. Titanik battıktan sonra Kate Winslet’in canlandırdığı Rose DeWitt Bukater karakteri, suda bir kapının üstünde durur ve Jack’in elinden tutar. Jack’in bedeni soğuğa dayanamaz ve okyanusun derinliklerine doğru kaybolmadan önce Rose bu sözleri söyler.
9
William Wallace – Mel Gibson, Braveheart (1995)
William Wallace : Özgürlük! İngiltere Krallığı’na babasını, kardeşini ve son olarak da karısını kaybeden William Wallace; İskoç direnişçilere öncülük eder ve Kral I.Edward’a karşı halkını müdafaa eder. Yoğun mücadelelerden sonra yakalanır ve Londra’ya vatan hainliğinden yargılanmak için getirilir. Krala sadakatini göstermesi için merhamet dilemesi söylenir ama o sadece “özgürlük!” diye haykırır.
8
Thelma ve Louise – Thelma and Louise (1991)
Thelma : Haydi!
Louise : Emin misin?
Thelma : Evet. Kendisine tecavüz etmeye çalışan bir adamı vurunca, iki arkadaşın haftasonu kabusa dönüşür. Bu iki arkadaş, polisten kaçmaya başlayan Hal Slocumb tarafından bir uçurum kenarında köşeye sıkıştırılırlar ve aralarında bu diyalog gerçekleşir.
7
Hans Gruber – Alan Rickman, Die Hard (1988)
Hans Gruber : Bana daha önce söylediğin söz neydi? “Yippie-ki-yay, motherfucker!” Los Angeles’taki bir terörist saldırısıyla mücadele eden dedektif John McClane (Bruce Willis), tüm çeteyle baş eder ve en son liderleri Gruber ve yardımcısıyla yüzleşir. Daha önce Gruber’e söylediği sözü bu sefer Gruber ona söyler, fakat McClane hem Gruber’i hem de yardımcısını alt etmeyi başarır.
6
Roy Batty – Rutger Hauer, Blade Runner (1982)
Roy Batty : Hayatım boyunca siz insanların inanamayacağı şeyler gördüm: Orion takım yıldızındaki gemilere saldırılar, Tannhauser Geçiti’ndeki karanlıkta parıldayan ışınlar…Tüm bu hatıralar zamanda yok olacak… Yağmurdaki gözyaşları gibi… Ölme zamanı… Batty, dünya dışı kolonilerde asker olarak görev yapan biyorobot klonların lideridir. Rick Deckard (Harrison Ford) ise hayatını bu klonlarla savaşmaya adamış eski bir polistir. Filmin sonunda Deckard Batty ile yüzleşir. Deckard binanın tepesinden aşağıya düşmek üzereyken Batty onun hayatını kurtarır ve bu meşhur sözleri söyler.

5
Albay Kurtz – Marlon Brando, Apocalypse Now (1979)
Albay Kurtz : Korku… Korku… Amerikan Ordusu Özel Kuvvetler’e bağlı Albay Walter E Kurtz Vietnam’da aklını kaybeder ve Kamboçya’da yerlilerden kurduğu bir orduyu komuta eder. Yüzbaşı Benjamin L Willard (Martin Sheen) ise, eski bir Özel Kuvvetler askeridir ve Kurtz’u bulması için görevlendirilir. Uzun bir arayıştan sonra Kurtz’un kampına ulaşır ve onu palayla öldürürken Kurtz’un ağzından bu sözler dökülür.
4
Rabbi – John Cleese, Life of Brian (1979)
Rabbi : Durun! Durun! Ben düdüğümü çalana kadar kimse kimseyi taşlamayacak. Anlaşıldı mı? Hatta “Yehova” deseler bile. Brian Cohen (Graham Chapman) ve annesi Mandy (Terry Jones), dine saygısızlık yaptığı gerekçesiyle bir adamı taşlayacaklardır. Adam bir açıklama yapmak için konuşmaya başlar ve ilk sözü “Yehova” olur. Kalabalık hemen onu taşlamaya başlar ve Rabbi topluluğu sakinleştirmeye çalışırken bu sözleri söyler.
3
Obi-Wan Kenobi – Sir Alec Guinness, Star Wars [IV: A New Hope] (1977)
Obi-Wan Kenobi : Kazanamazsın Darth. Eğer beni öldürürsen, hayal edemeyeceğin kadar güçlü olurum. Yıllar önce kaybettiği kız kardeşi olan Prenses Leia’yı kurtarmak için Obi-Wan ile birlikte direnişçilere katılan Luke Skywalker (Mark Hamill), imparatorluk güçlerine karşı mücadele eder. Bu sözler ise Obi-Wan ve Darth Vader’ın savaşında geçmektedir.
2
HAL 9000 – Douglas Rain, 2001: A Space Odyssey (1968)
HAL 9000 : Korkuyorum. Korkuyorum Dave. Dave aklımı kaybediyorum. Hissedebiliyorum. Hissedebiliyorum. Aklımı kaybediyorum. Buna şüphe yok. Hissedebiliyorum. Korkuyorum. Tünaydın bayım. Benim adım HAL 9000. Beni programlayan kişi Bay Langley’dir ve o bana bir şarkı öğretti. Söylememi ister misiniz?
Dave : Evet, isterim. Söyle HAL.
HAL 9000 : Papatya, papatya, bana cevap ver. Senin aşkından delirdim. Gelin arabası alamam, o yüzden güzel bir evlilik olmayacak. Ama sen iki kişilik bir bisiklette de çok tatlı gözükürsün. Gizli bir görev için Jüpiter’e giden Discovery One gemisini HAL adlı bir bilgisayar kumanda etmektedir. Fakat programlamadaki bir hatadan dolayı HAL 4 tane mürettebatı öldürür ve son kalan mürettebat David Bowman (Keir Dullea) güç kaynağına ulaşır ve HAL’i kapatır.
1
Charles Foster Kane – Orson Welles, Citizen Kane (1941)
Charles Foster Kane : Gül goncası… Gül goncası filmin ilk sözüdür. Bu sözle başlayan film iki farklı yönde ilerler. Birincisi Kane’nin geçmişiyle ilgilidir, diğeri ise bu gizemli ifadenin anlamını sorgulayan muhabirin araştırmalarıdır. İlginç olan ise Kane öldüğünde tamamen yalnız olması, yani onun bu sözünü duyabilecek kimse yoktu.
*
Bonus: Michael Corleone – Al Pacino, The Godfather: Part II (1974)
Michael Corleone : Sen olduğunu biliyorum Fredo. Kalbimi kırdın! Kalbimi kırdın! Ölmeden önce söylenen bir söz değil ama karakterin kaderini etkileyen dramatik bir konuşmadır.

İçinde Futbol Geçen En İyi Futbol Filmleri

10
Hayatımın Çalımı – Bend it Like Beckham (2002)
Yön: Gurinder Chadha Bir Sih kızın ailesinin tüm karşı çıkmalarına rağmen devam ettirdiği futbol oynama tutkusunu işleyen bu romantik komedi de Paminder Nagra, Keira Knightley ve Jonathan Rhys Meyers başrollerdeydi. Film yalnızca futbol ve Beckham aşkını değil, toplumdaki etnik çatışmaların yol açtığı sorunları işliyor, kadın haklarını hiçe sayan gelenekçiliğe de eleştiri getiriyordu.
9
Futbol Hikayeleri – Historias de Futbol (1997)
Yön: Andres Wood Filmde Şili futbolu hakkında üç hikaye yer alıyor. 3. ligde top koşturan bir futbolcu aldığı şike ile takımından çok daha fazlasına zarar verir; futbol bahislerinde kazandığı paraları yitiren bir çocuk annesinin eşyalarını satar; köylü bir çocuk Dünya Kupası’nı televizyondan takip edebilmek için kız kardeşleriyle amansız bir savaşa girer.
8
Gol Kralı
Yönetmen: Kartal Tibet Aziz Nesin’in aynı adlı kitabından uyarlanan filmde Kemal Sunal, azimle çalışıp, bozuk gözlerini ameliyat ettirip transfer olduğu Beşiktaş’ı, golleriyle şampiyonluğa taşıyan Sait Hopsait’i canlandırıyor. 1980 yapımı olsa da, filmde hala bugünün futbol ortamlarını hatırlatan demeçler verilmesi dikkat çekiyor: “Çocuklar iyi oynadılar ama hakemi yenemediler.” ve “Bunlar hakem değil, futbol katili. Bu hakemlerle memleketimizde futbol hiçbir yere gitmez.” gibi.
7
Green Street Hooligans (2005)
Yönetmen: Lexi Alexander Harvard’dan haksız yere atıldıktan sonra Londra’da yaşayan kız kardeşini ziyarete gelen Amerikalı Matt Buckner (Elijah Wood) futbolla pek ilgili değildir. Ama arkadaşı vasıtasıyla bir “firm”e (Holiganlardan kurulu çetelere verilen isim) katılır ve kısa sürede bir West Ham United holiganı olur çıkar.
6
Futbol A.Ş. – Football Factory (2004)
Yönetmen: Nick Love John King’in aynı adlı kitabından uyarlan filmde, İngiltere’deki Holiganlar’ın bira, kavga ve maç üçgeninde geçen yaşamlarına odaklanılıyordu. Holiganlardan kurulu çetelere İngiltere’de firm (şirket) adı veriliyor.

5
Shaolin Futbolu – Shaolin Soccer (2001)
Yönetmen: Stephen Chow 80’lerde TRT aracılığıyla tanıştığımız Şimşek Santrfor tarzı futbol animelerinin estetiğini sinemaya taşıyan bu sıra dışı film, futbola mizahla karışık kung-fu penceresinden bakıyordu.
4
Dar Alanda Kısa Paslaşmalar
Yönetmen: Serdar Akar (2000) 80’ler Türkiyesi’nde küçük bir kasaba takımı olan Bursa Esnafspor, mahallenin gençlerinden kuruludur. Bu gençlerin hayalleri, aşkları ve gerçekleri aracılığıyla öğreniriz: “Hayatın fena halde futbola benzediğini”…
3
Cehennemde iki Devre – Két Félidö A Pokolban
Yönetmen: Zoltan Fabri (1962) 1962 Macaristan yapımı bu film, II. Dünya Savaşı sırasında geçiyor. Almanlar ünlü futbolcu Onodin’den esir kampındaki komünist ve Yahudi Macarlardan bir takım kurmasını isterler. Hitler’in doğum gününü kutlamak için bir maç düzenlemektedirler. Maçtan sonra öldürüleceklerini bile bile maça çıkarlar.
2
Hayata Çalım At – Looking For Eric (2009)
Yönetmen: Ken Loach Futbolun, iyi amaçlar uğruna da kullanılabilecek o birleştirici, bütünleştirici yönünü, daha da önemlisi taraftar dediğimiz insan grubunun hayatında futbolun işgal ettiği yeri ve önemi işleyen film, çok yakın zamanda çekilmiş olmasına rağmen listenin ikinci sırasına kurulmayı hak ediyor.
1
Zafere Kaçış – Escape to Victory (1981)
Yönetmen: Johh Houston Michael Caine, Slyvester Stallone, Max Von Sydow gibi aktörlerin yanı sıra, Pele, Oswaldo Ardilles, Bobby Moore, John Wark, Kazimierz Deyna, Paul Van Himst, Werner Roth gibi ünlü futbolcuların yer aldığı film, II. Dünya Savaşı’nda esir müttefik askerlerinden kurulu bir takımın Alman Milli Takımı’na karşı yaptığı maçı konu alıyor. Estetik açıdan olduğu kadar, duygusal anlamda da bana göre hala gelmiş geçmiş en iyi futbol filmidir.

Gelmiş Geçmiş En İyi 10 Romantik-Komedi Filmi

10
Four Wedding and a Funeral (4 nikah 1 cenaze – 1993)
10.
İşte Hugh Grant’ı ünlü yapan film. Bildiğiniz klasik bir İngiliz komedisi de değil üstelik. Çünkü İngiliz komedilerine genelde çok gülmezsiniz. İçinde mutluluk ve hüzün içiçe geçmiş durumda. Komedi-romantizm ve dram üçlemesinin en güzel örneklerinden biri. Film, bir düğün ile başlıyor. Eğlenceden başka bir şey düşünmeyen bir adam olan Grant bir arkadaşının düğününde Andie MacDowell ile tanışıyor. Kısa sürede yakınlaşıyorlar ancak; MacDowell’ın nişanlı olduğunu öğrenince ayrılmak zorunda kalıyorlar . Grant en yakın arkadaşlarından birini de kaybedince artık hayatını bir düzene oturtmaya karar verip kendisine yıllardır aşık olan bir başka kadınla evlenmeye karar veriyor. Tam bu sırada McDowell’ın boşandığını öğreniyor ve düğün sırasında müstakbel eşine ‘HAYIR’ yanıtını veriyor.
9
While u were sleeping (Sen Uyurken – 1995)
9.
Başrolleri Sandra Bullock, Bill Pullman ve Peter Gallagher paylaşıyor. Film tren istasyonunda çalışan Sandra’nın işe gidip gelirken gördüğü Peter’a platonik olarak aşık olmasıyla başlıyor. Bir gün Peter’ı tren kazasından kurtarıyor ve işte hikaye tam da burada başlıyor. Sandra, Peter’ı hastaneye kaldırıyor ve Peter’ın ailesi de dahil olmak üzere herkes onları nişanlı zannediyor. Peter’ın komada olması nedeniyle de bu yalan uzayıp gidiyor. Peter’ın yokluğunda geçen filmde Sandra ile Peter’ın kardeşi Bill ‘in yakınlaşmaları ve sonunda birbirlerine aşık olmaları konu alınıyor.
8
First 50 kiss (İlk 50 Öpücük – 2004)
8
Drew Barrymore’un başrollerini paylaştığı film, geçirdiği bir trafik kazasından sonra hafızası silinen Lucy ile Henry’nin aşkını konu alıyor. Henry her yeni gün Lucy’i kendine aşık etmeye çalışıyor. Çünkü Lucy her gün yeniden unutuyor.
7
Notting Hill (1999)
Hugh Grant ile romantik-komedilerin vazgeçilmez ismi Julia Roberts’ı bir araya getiren o efsane film! Aynı zamanda Hollywood tarihinin en önemli buluşmalardan biri. Sıradan bir hayat süren bir İngiliz ile Hollywood’da ünlü bir oyuncu olan Amerikalı’nın aşkını konu alıyor. Şarkısı da süperdir :Ronan Keathing’in ‘Nothing At All’. Film aslında bizim bildiğimiz klasik Türk filmlerinde işlenen bir konuya sahip ama yine de oldukça romantik.
6
As good as it gets (Benden Bu Kadar – 1997)
6
Film ve yönetmen kategorileri dahil sekiz dalda Oscar adayı olup, bunlardan ikisini kazanan film , Jack Nicholson-Helen Hunt ilişkisini anlatıyor. Aslında hallerinden hoşnut olmayan üç kişinin öyküsü de denilebilir. Melvin (Jack Nicholson) obsesif ve aksi bir aşk romanı yazarı. Her gün aynı saatte aynı yerde aynı kahvaltıyı yapıyor. Burada garsonluk yapan Carol ona tahammül edebilen ender insanlardan. Eşcinsel Simon ise Melvin’in yetenekli ressam komşusu. Bu üç mutsuz insanın hayatları, çirkin ve zayıf bir köpek olan Verdell’le karşılaşmalarıyla değişmeye başlıyor. Belirtmek isteriz filmdeki performanslarıyla Jack Nicholson “en iyi erkek oyuncu” ödülünü, Helen Hunt ise “en iyi kadın oyuncu” ödülünü almıştı.
 
5
When Harry met Sally (Harry Sally ile Tanışınca – 1989)
5
Film Harry ve Sally’nin birlikte yolculuk yapmalarıyla başlıyor. Ancak ikilinin arasında duygusal olarak hiçbir şey geçmiyor çünkü zaten ikisinin de sevgilileri var. Yolculukları bitince de yolları ayrılıyor. Zaman zaman karşılaşsalar da aralarında yine duygusal hiçbirşey geçmiyor çünkü zaten yanlarında hep birileri oluyor. Yani anafikir kısaca şöyle eğer bir kişi gerçekten sizin hayatınızın aşkı ise yıllar sonra da olsa onunla tekrar bir yerlerde karşılaşabilirsiniz.
4
My Best Friend’s wedding (En İyi Arkadaşım Evleniyor – 1997)
4.
Ve işte yine Julie Roberts’ın başrolünü oynadığı bir başka romantik komedi. Başrollerinde Julia Roberts ve Dermot Mulroney var. Film, Roberts’ın çocukluk arkadaşının düğününe gitmesiyle başlıyor. Düğün hazırlıkları sırasında aslında Mulroney’e aşık olduğunu anlayan Roberts , Mulroney ile nişanlısını ayırmak için elinden gelen herşeyi yapıyor. O günlerde daha ünlü olmayan Cameron Diaz’ı Mulroney’ın nişanlısı rolünde izliyoruz. Diana King – I Say A Little Prayer adlı soundtrack ayrıca çok başarılı.
3
Pretty Woman (Özel Bir Kadın – 1990)
3.
Gelmiş geçmiş en iyi romantik-komedilerden biri. Başrollerde Julie Roberts ve Richard Gere var. Film, zengin bir iş adamı olan Richard’ın hayatının tek düzeliğinden sıkılıp Newyork’da hayat kadınlığı yapan Julie’yi arabasına almasıyla başlar. Geçirdikleri eğlenceli gecenin sonunda aralarında bir anlaşma yaparlar ve 1 hafta daha Newyork’un en pahalı otellerinden birinde beraber kalmak için anlaşırlar. Bu şekilde başlayan ilişkileri çok geçmeden aşka dönüşür. Bu eğlenceli romantik komedinin soundtrackleri de bir o kadar başarılı.
2
Amélie (Le Fabuleux Destin d’Amélie Poulain – 2001)
2.
Film bir kızın Fransa’da yaşadığı basit ama büyülü hayatını anlatıyor. Garip bir ailede büyüyen Amelie’nin Fransa’da yalnız geçen hayatı bir gün evinin banyosunda bir başkasına ait anıların olduğu kutuyu bulması ile değişiyor. Bu kutunun sahibini bularak, aslında gerçek mutluluğun diğer insanları mutlu ederek olduğunu keşfediyor. “Amelie” aldığı ödüllerle başarılı bir romantik komedi örneği olduğunu zaten kanıtlıyor. Görüntü Yönetmenini de ayrıca tebrik etmek lazım. Renkler olağanüstü!
1
Love Actually (Aşk Heryerde – 2003)
1
Birçok aşk hikayesini iç içe geçiren film, farklı yerlerde yaşayan farklı kişilerin aşklarını konu alıyor. İngiliz romantik-komedi filmlerinin arkasındaki yaratıcı beyin Richard Curtis’in ilk yönetmenlik denemesi olan bu film oyuncu kadrosu; aşkın farklı anlatımlarıyla gelmiş –geçmiş en iyi romatik komedi listemizin 1. sırasında yer almaya hak kazanıyor.
*
BONUS: Annie Hall (1977)
bonus.
1970′li yılların New York’lu bağımsız sinemacısı Woody Allen’ın bu filmi, romantik-komediyi başlatan eser olarak anılıyor. Filmdeki çifti Diane Keaton ile Woody Allen canlandırıyor. Hatta filmi daha da romantik yapan o dönem bu çiftin gerçekten birlikte olmaları ve hikayenin ikilinin gerçek yaşamda yaşadıklarıyla aynı olması.

2011'in en çok korsan indirilen filmleri


Korsan indirme liginin 2011 şampiyonu 9.2 milyon download ile Fast Five filmi oldu...

Bitorent indirme verilerine göre 2011 yılının en çok korsan yolla indirilen 10 filmi listelendi. Geçtiğimiz yılın korsan şampiyonu Avatar 16 milyon kez indirilmişti. Bu yılın ilk 10 listesindeki filmler bu kadar popüler değil. İlk sırada yer alan Fast Five 9.2 milyon kere indirilmiş.

İnsanların korsana eğilimi mi azaldı, yoksa 2011 yılında filmler mi kötüydü? Yanıt "C" hiçbiri olabilir. Dünyada online streaming hizmeti veren sitelerin yükselmesi ile indirme sayılarının azalmış olması da oldukça mümkün. Mesela Netflix'in oldukça kaliteli film ve dizileri yayınladığını biliyoruz.

Lafı uzatmayalım, korsan şampiyonu filmlerin listesine geçelim:

1- Fast Five
2- The Hangover 2
3- Thor
4- Source Code
5- I am Number Four
6- Sucker Punch
7- 127 Hours
8- Rango
9- The King's Speech
10- Harry Potter and the Deadly Hallows Part 2

teknogaste.com
                                                                                                                                           Alıntıdır...

2011 Yılı Yayından kalkan Diziler

2011 yılında hem yeni diziler hem de önemli işlere imza atmasına rağmen süresini doldurmuş diziler ekranlara veda etti. Bakalım hangileri onlar.

aşağı-yukarı-yemişlililer-atv-yayından-kalktı-bitti
ATV: Kızım Nerede?,
Reis,
Kurşun Bilal,
Aşağı Yukarı Yemişlililer (Çok Güzel Hareketler Bunlar ekibi vardı baya komik bir diziydi),
Bir Günah Gibi,
Seni Bana Yazmışlar (Yeliz Kuvancı başroldeydi çabuk bitti malesef)
gün-akşam-oldu-akın-halil-ergün-dizi-show-bitti-yayından-kalktı
SHOW TV: Karakol,
Karadağlar (Erdal Özyağcılar artık yeni bi dizi ile çıkar),
Canım Babam,
Gün Akşam Oldu(Halil Ergün dizisi bu defa tutmadı sanırım),
Sensiz Olmaz

STAR TV: Sırat,
Yalancı Bahar,
Ay Tutulması,
Geniş Aile (Efsane dizi nihayet son buldu, Esprileri yazan Senaristler hala başarılı ama dizi miadını doldurdu artık, karakterler saçma sapan rollere büründü)

FOX TV: Zehirli Sarmaşık,
Canan,arka-sıradakiler-yayından-kaldırıldı-neden
Arka Sıradakiler (Türkiye'nin efsane dizilerinden biridir kemikleşmiş fanları bence hala foxtv ye kızdınlar. Önce Hamdi Alkan sonra Birol Güven bu diziye çok emek harcadılar..),
Umut (Son bölümleri yayınlanıyormuş)

KANAL D: Şüphe, Üsküdar'a Giderken, Nuri,Bizim yenge

TRT 1: Yerden Yüksek (Bu dizinin bitmesine şaşırdım açıkçası TRT de olmasına rağmen dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştı)

KANAL 7: Müziklerin Efendisi

Sizde Bu diziler neden yayından kaldırıldı biliyorsanız yorum yazarak bizi aydınlatabilirsiniz.

22 Aralık 2011 Perşembe

Fransız Malları Listesi (Boykot)


iSTE FRANSIZ MALLARI LiSTESi

Fransiz Parlamentosu sozde Ermeni soykirimina ceza ongoren yasa tasarisi kabul etti. Simdi yasa Fransiz Senatosu'na sunulacak.
Kongre metin uzerinde degisIklik yapmaz ise yasayi oldugu gibi Fransa Cumhurbaskani Chirac'a sunacak. Yani Meclis'in yasayi kabul etmesi her seyin bittigi anlamina gelmiyor.

Simdi sira Turkiye'nin cevabinda. Basbakan Recep tayyip Erdogan'in ifadesiyle bu akil tutulmasina en iyi cevabi yine Turk halki verecek. Bu nedenle Fransa'yi boykot etmek isteyenler icin hazirlanan yol haritasini yayinliyoruz:

1. Onumuzdeki gunlerde boykot ilerledikce Turkiye'deki Fransiz veya Fransiz ortakli buyuk sirketlerden "Biz Turkiye'de uretim yapiyoruz, biz Turk firmasiyiz" gibi aciklamalar geldiginde bilin ki boykot ise yariyor demektir. Cunku istedigimiz bu buyuk firmalarin Fransa'daki ust duzey yoneticilerinden Fransiz hukumetine baski yapmalarini istemelerini saglamak.

2. Fransa ekonomisi su an kotu durumda. Fransiz hukumeti ekonomiyi canlandirmak icin en son cikardigi is yasasini halkin baskisiyla geri cekti. Bu olay ayni zamanda hukumetin otoritesini de sarsti. Su anda yapacagimiz basarili bir boykot Fransiz hukumetini iyice zor durumda birakacaktir, halkin tepkisini yogunlastiracaktir.

3. Hangi urunler boykot edilmeli? Tum urunler icin ayni kalitede bircok secenek var.

Benzin: Total, Elf

Supermarket: Carrefour, Gima, Dia Endi, ChampionSA

Insaat: Ondulin Avrasya (Onduline -Bituline-Isoline), Lafarge, Chryso, Weber Markem

Seyahat: Air France, Club Med, Fransa'da tatil, Fransiz Kultur Merkezi

Tiras Bicagi: BIC

Cakmak: BIC, Cartier

Kirtasiye: BIC, Sheaffer

Yogurt: Danone, Yoplait

Sise Suyu: Perrier, Danone, Evian

Mutfak ve diger ev esyalar: Tefal

Oto Lastigi: Michelin, Uniroyal, Recamic

Oto Yedek Parca: Valeo

Otomobil: Renault, Peugeot, Citroen

Spor Ekipmani: Le coq sportif

MotosIklet, BisIklet: Peugeot

Giyim: Lacoste , Givenchy, Pierre Cardin, Yves Saint Laurent, Etam, René Derby, Sonia Rykiel, Cacharel, Daniel Hechter

Canta: Longchamps, Lancel, Louis Vuitton

Sampuan: L'Oreal, Studio Line, Lancome

Sac urunleri: L'Oreal, Studio Line, Garnier, Kerastase

Cilt Bakim urunleri: Clarins, Guerlain, Avon, Avene

Bebek giyim, mama, oyuncak: Bledina, Mellin, Majorette, DPAM, Petit Bateau

Kozmetik: L'Oreal, La Roche Posay, Biotherm, Christian Dior, Clarins, Vichy

Parfum: Chanel, Christian Dior, Clarins, Drakkar Noir, Fahrenheit, Lancome,Lavendar Harvest

Dergi: Marie Claire, Elle

Telekom: Alcatel

Sigorta: AXA, Gunes Sigorta, Basak Sigorta, Basak Emeklilik (Groupama International)

Finans: Societe General Bankasi, TEB (Turk Ekonomi Bankasi)

Ilac firmalari Sanofi (Aventis&Synthelabo&Pasteur ortakligi): Servier, Fournier, Guerbet, Pierre

21 Aralık 2011 Çarşamba

Türk Sinemasında Arabesk


1960' lı yıllarda bir müzik türü olarak karşımıza çıkan arabesk, kısa zamanda gelişmiş ve türk sinemasına sıçrayarak çok sayıda filme konu olmuştur.

Arabesk'in Türkçe karşılığı "Arap tarzında yapılmış süsleme veya bezeme" olarak geçmektedir. Bu kullanım biçimi Fransızca’daki ‘arabesque’ teriminin dilimize girmesiyle yaygınlaşmıştır. Batıda özgün bir sanat biçimi olan arabesk bizim toplumumuzda bütünlükten uzak, bir yığma ve karmaşıklık olarak adlandırılmıştır.

ŞARKILI FİLMLERLE İLK TANIŞMA

1940’lı yıllarda Türk sineması şarkılı filmlerle tanışmıştı. Bu yıllarda Mısır filmleri Türk sinemasında yoğun ilgi görüyordu. Bu filmlerin müziği bazen Türkçe sözlerle aynen alınarak, bazen de esinlenme yoluyla yeni besteler yapılarak piyasaya sunuluyordu. Daha sonra bu filmlerin etkisinde yeni Türk filmleri yapılmaya başlandı. Baş rollerinde Münir Nureddin Selçuk, Müzeyyan Senar, Zeki Müren gibi isimlerin oynadığı şarkılı filmler furyası yaşandı.

1950'lerde devletin yanlış ekonomik politikaları, sanayileşme ile birlikte geleneksel üretim yapılarının bozulması, ekilebilir toprak alanlarının miras yolu ile küçülmesi, ulaşım olanaklarının artması, kentlerin çekiciliği gibi nedenlerle köyden kente hızlı bir göç yaşandı. Bu göçle beraber kalacak yeri olmayan insanlar büyük kentin yakınlarındaki hazine arazilerine gecekondular yapmaya başladılar.



ARABESKİN ORTAYA ÇIKIŞI

1960’lı yıllarda ‘Arabesk’ adının dilimize girmesi besteci Suat Sayın'a dayanır. Suat Sayın bu yıllarda, ‘Sevmek Günah mı?’ adlı şarkıyı yapar. Kısa bir süre sonra bu bestenin Mısırlı Abdülvahap'ın şarkısından alıntı olduğu ortaya çıkınca Arap Müziği, Arabesk kavramları tartışılmaya başlanır. Yine bu yıllarda Orhan Gencebay'ın çıkardığı bir plak, gecekondu insanları üzerinde büyük etki yapar. Onların duygularına seslenmiş, içinde bulundukları açmazları, dertleri dile getirmiştir. ‘Başa gelen çekilirmiş’ adlı bu plağın başarısı üzerine aynı türde ‘Bir teselli ver’ ; ‘Sevenler mesut olmaz’ plakları ile Gencebayı yığınların sevgilisi haline getirir.

1970'lere gelindiğinde ‘Arabesk’, kentlerin marjinalinde ve taşrada yaşayan alt gelir gruplarının beğenilerine yanıt verip onların yaşam tarzını belirleyen bir kültür olur. Arabesk müziklerin başarısı bu konuya sinemanın da el atmasına neden olur. Bu arada ayağında kundurası ile piyasaya giren İbrahim tatlıses, umudun simgesi olarak bu kitlenin tutunduğu bir diğer sanatçı olur. Daha sonra onları Müslüm Gürses, Ferdi Tayfur, Neşe karaböcek gibi sanatçılar izler. Arabesk filmlerin ortaya çıkmasında, sinemamızdaki krizin de etkisi büyüktür. Sinemamıza egemen olan işletmeci zihniyet, bu tür filmlerin yapılmasına ön ayak olmuştur. Artan film sayısına yanıt veremeyen konu-oyuncu sıkıntısıda bu tarz filmlerin yapılmasını gerekli kılmıştır. Birbirine benzeyen konu-oyuncuların yarattığı tekdüzelik seyirciyi salonlardan uzaklaştırmıştır. Önceki türlerin devamı niteliğinde de olsa arabesk konular seyirci için değişik bir görünüm ortaya koyarak yitirilen seyirciyi tekrar salonlara çekmeyi başarmıştır.

BOL ACILI FİLMLER DÖNEMİ

1980'de 12 Eylül darbesi ile sinemada yaygın olan seks filmleri furyası bıçak gibi kesilir ve Türk sineması yeni bir arayışa girer. Videonun ortaya çıkması, filmlerin daha az maliyetle çekilir hale gelmesi, iç ve dış göçün hızlı artması ile bu kesime hitap edecek filmlerin yapılma isteği arabesk filmleri yeniden bir kurtarıcı haline getirir. Nitekim 1980’de çekilen 68 filmden 27’si, 1981'de çekilen 71 filmden 33'ü arabesk filmlerdir. İkinci arabesk dönemi yeni şarkıcılarında biranda piyasaya dolmasına sebep olur. Küçük Emrah, Küçük Ceylan, Gökhan güney, Ercan Turgut, Bergen gibi sanatçılar peş peşe filmler çevirmeye başlar.

1990'lı yıllara gelindiğinde ise ‘Arabesk’ türü , sinemamızda etkinliğini yitirir. Ancak bu seferde ‘Arabesk’ film furyası sinemadan beyaz cama transfer olarak tek albümle şöhrete kavuşan arabesk şarkıcı/oyuncuların başrollerini oynadığı televizyon dizileri ile yoluna devam eder.



ARABESKİN KENDİNE HAS ÖZELLİKLERİ

‘Arabesk’ filmler sinemamızdaki diğer türlere benzeseler de kendilerine özgü birtakım farklılıklar içerirler. Acı, hüzün, kara sevda, çile, hor görülme, dışlanma, kahrolma, yoksulluk, kötü yazgı, yakınma, umutsuzluk, kadercilik, karamsarlık vb. motifler en uç noktalarda bir arada kullanılır. Mutluluk ve sevinç saman alevinden ibarettir. O da acının ve çilenin dozunu arttırmak içindir. Sevgi genellikle gerçekleşmesi olanaksız bir çizgidedir. Yoksul - zengin çelişkisi bu olanaksızlığı yaratan en önemli etkendir. Gerçekleşmesi olanaksız sevginin önerdiği çözüm yolu da hayli ilginçtir. Kısa sürede şan, şöhret ve servete kavuşmak.

ÖNEMLİ ARABESK FİLMLER

Ayağında Kundura (İbrahim Tatlıses 1978)
Batan Güneş (Ferdi Tayfur 1978)
Yadeller (Ferdi Tayfur 1979)
Aşki Ben mi Yarattim (Orhan Gencebay 1979)
Yuvasız Kuşlar (Ferdi Tayfur 1979)
Ayrılık Kolay Değil (İbrahim Tatlıses 1980)
Yarabbim (Orhan Gencebay 1980)
Ben de Özledim (Ferdi Tayfur 1981)
Feryada Gücüm Yok (Orhan Gencebay 1981)
İtirazım Var (Müslüm Gürses 1981)
Leyla ile Mecnun (Orhan Gencebay 1982)


Erhan IŞIK
blog.milliyet.com.tr

Fotoğraf Makinası Nasıl Tutulur?

Fotoğraf makinasını aldıktan sonra ilk işimiz onun taşınması ve nasıl tutulması gerektiğini öğrenmeliyiz. Öncelikle iyi bir çanta alınmalı. Çantanın nasıl olması gerektiği yardımcı araçlar bölümünde açıklanacaktır. Burada çekim süresince 35mm SLR fotograf makinasının nasıl taşınması ve nasıl tutulması üzerinde duracağız.

Fotograf makinası boyuna asılı olarak göbek seviyesinde taşınmalıdır. Burada durması makinanın sağa sola çarpmasını engeldiği gibi çok kısa sürede çekim pozisyonu almayıda kolaylaştıracaktır. Ellerin boş olması doğa'da ihtiyacınız olan dengeyi sağlayacaktır.





Çekim anında öncelikle sol el avuç içi yukarı bakacak ve öne doğru açılırarak makina denge noktası avuç içine tam oturtulmalıdır. Parmakları çok sıkmadan hafif bir şekilde kavramalı. Sağ elimizlede makinanın sağ tarafını kavradıktan sonra çekeceğimiz konuya doğru yönlenmeliyiz. Bakaç sağ gözümüze iyice yaklaştırılmalı ve iyi bir kompozisyon seçmeliyiz. Kompozisyon seçiminden önce en azından bir kolumuzu gövdemize yapıştırmalıyız. Böylece sallanma riskini enaza indirdikten sonra bir kontrolle beraber nefesimizi tutup deklanşöre basmalıyız.


Sehpa kullanmadan elde yapılan çekimlerde en düşük perde hızı hesabını unutmayın. Örnek verecek olursak 50mm odak uzaklığı olan objektif için en düşük perde hızı odak uzaklığının 1'e bölümünden elde edilecek enstantane değeri 1/50 olacaktır. En düşük perde hızı 1/50 değeri olmadığı için buna en yakın ve büyük değer olan 1/60 ve üzeri olmalıdır. 100mm odak uzaklığı olan objektif için 1/100'e yakın ve büyük perde hızı yani enstantane 1/125 olmalıdır.
Işığın yeterli olmadığı veya sehpamızın olmadığı durumlarda her zaman geçerli olmayacak çözümler arasında bir yere yaslanmak, oturarak veya makinayı sabit bir şeyin üstüne koyarak çekimi gerçekleştirebiliriz. Bunların yanında hızlı filmler kullanarak yüksek enstantane değerlerine de ulaşabiliriz. Bu durumu sonucunda grenlerin büyüklüğü bizi rahatsız edebilir.
http://fotografteknik.blogspot.com/2007/07/fotograf-makinesi-nasil-tutulur.html

Üçler Kuralı ve 4 Altın Nokta! (Fotoğraf çekme kuralları)

Fotoğraf çekerken öncelikle fotoğraf makinesini iki elimiz ile tutmalıyız. Ayrıca kollarımızın dirseklerimizden vücudumuza yapışık olmasını sağlamalıyız. Deklanşöre basmadan önce derin bir nefes almalıyız. Bunlar fotoğraf makinemizi titretmeden ya da titretmeyi minimum'a indirerek fotoğraf çekmemizi sağlayan temel önlemlerdir. Mümkünse bir duvar ve benzeri bir yere yaslanmak suretiyle, duvardan destek alarak da çekimlerimizi gerçekleştirebiliriz.


Özellikle portre fotoğrafları çekerken, arka planın sade olmasına özen göstermeliyiz. Böylece hem konuyu ön plana çıkartmış, hem de fotoğraf makinemizin doğru yere odaklanmasında büyük kolaylık sağlamış oluruz. Arka planda kadraj içerisine giren, ilgi odağının dağılmasını sağlayan objeler varsa ve başka bir şekilde kadrajlamamız mümkün değilse, bu sefer de net alan derinliğini kısarak (diyaframı açarak f:2,8 ya da f:4 gibi) çok daha etkileyici fotoğraflar çekebiliriz.

Bazı fotoğrafların göze çarpan ve onları çarpıcı kılan yanları vardır. Bu sebeplerden biri de fotoğraftaki güçlü kompozisyondur. Fotoğraftaki kompozisyonun basit tanımını; Kadraj içerisindeki objeleri, göze hoş şekilde seçmek ve düzenlemek şeklinde yapabiliriz. Öyleki bazı anlarda fotoğraf makinemizin küçük hareketleriyle çok değişik kompozisyonlar yakalayabiliriz.

Genel olarak çoğumuzun, fotoğraf çekerken yaptığı bir hataya değinmek istiyorum, o da konuyu kadrajın tam ortasına yerleştirmektir. Bu şekilde çekilen fotoğraflar daha az hareketli ve çok daha az dikkat çekici olurlar. Bunun önüne geçmek için, çekeceğimiz kareyi aklımızdan yatay ve dikey olarak üç eşit parçaya bölelim. Bu çizgilerin kesiştiği noktalar iyi bir kompozisyonda ilgi merkezinin yerleşeceği en doğru dört noktayı gösterir. Bu noktalara fotoğrafçılıkta dört altın nokta denir. Manzara fotoğrafları çekerken de ufuk çizgisinin bu çizgilere paralel ve kadrajın üçte birini dolduracak şekilde yerleştirmeliyiz. Ufuk çizgisinde oluşacak eğrilik kesinlike istenmeyen bir durumdur.
fotografteknik.blogspot.

                                                                                                                                           Alıntıdır...

19 Aralık 2011 Pazartesi

Türkiye Radyo Tarihi


Türkiye’de televizyon yayıncılığının başlangıcından bu günlerine değin teknik gelişmelerin içerisinde olan, ülkemizde ilk televizyon yayınını yapan İ.T.Ü.’ de öğretim üyeliği yanında üniversite televizyonunda yayıncılık hayatına başlamış, TRT İstanbul Televizyonu’nda teknik yönetici, özel televizyonların kurulması ile iki yayın kuruluşunda ve ATV’nin yayına başladığı sırada görevli teknik ekibin başında yer almış, TRT’de daha üst görevlerde (Stüdyolar Dairesi Başkanlığı ve Genel Müdür Yardımcılığı) bulunmuş, emekli olduktan sonra televizyon yayıncılığının her aşamasında hem eğitici, hem yönetici olarak edindiği bilgi ve tecrübelerinden yayın hayatına hazırlanmakta olan gençlerin yararlanmaları için üniversitelerde tekrar öğretim görevlisi olarak göreve devam eden Haluk Buran, “Türkiye’de Radyo – Televizyon Yayıncılığının Tarihsel Süreci” başlıklı yazı dizisi ile yayıncılığın ülkemizdeki tarihsel sürecini sizlere aktaracak.

Türkiye’de Radyo Yayıncılığı (1927–1994)
Türkiye’de radyo yayıncılığı, dünyadaki ilk radyo yayınlarından bir kaç yıl sonra 1927 yılında bir şirket kurulması ile başlatılmıştır. Şirketin ortakları arasında Türkiye İş Bankası, Anadolu Ajansı gibi iki kamu kuruluşu yer almıştır. Şirketin çalışma yöntemi ve hükümetle yapılan 10 yıllık anlaşmanın, BBC ile aynı olması ilginç bir rastlantı! BBC bugün yine bir şirket statüsünde ve birçok ülkede kamu yayın kuruluşları şirketleşmiş olarak yayına devam ederken ülkemizde kamu yayın kuruluşu olarak kurulmuş olan TRT kuruluşundan beri bu kadar yıl geçmiş olmasına rağmen (1937 yılına kadar ülkemizdeki yayınlar bir şirket tarafından sürdürülmüş olduğu halde) bugün hala aynı statüde kalmıştır.

1927-1936 Şirket Dönemi Radyoculuğu
Yurdumuzdaki ilk radyo yayını Telsiz Telefon Türk A.Ş. tarafından İstanbul ve Ankara’da 1927 yılında başlatılmıştır. Bu radyo yayını,

İstanbul´da Büyük Postane’de bir odadan postane kapısı üzerine kurulan bir verici ile halka müzik dinletilerek,
Ankara´da ise Ankara Palas´ın bodrum katında bir odadan,
5 kW gücünde bir Fransız şirketine ait iki adet verici ile yapılmıştır.

1936 yılında radyo yayınlarının çağdaş radyoların düzeyine ulaşması sağlanamadığı için şirketin sözleşme yenileme isteği kabul edilmemiştir. Aynı yıl çıkarılan bir kararname ile radyo yayınları devlet eliyle yürütülmeye başlamıştır. Şirketin tasfiyesine karar verilerek şirketin vericileri PTT’ye devredilmiştir. Radyoculukta şirket dönemine bir daha dönülmemek üzere devlet kontrolünde yayıncılığa geçilmiştir.



1936-1940 PTT Dönemi Radyoculuğu
Devlet tarafından 120 kW gücünde Etimesgut´ta Türkiye´deki ilk güçlü verici kurularak 1938 yılında Ankara Radyosu bugünkü binasında yayına geçmiştir. O yıllarda Avrupa´da 100 kW üstünde 36 verici bulunuyordu. 120 kW´lık uzun dalga Ankara vericisi, Avrupa ülkeleri radyo vericileri arasında ilk sıralarda yer almıştır.

1939 yılında Ankara´da 20 kW gücünde kısa dalga vericiden yabancı ülkelere yönelik yabancı dilde haber bültenlerinden oluşan dış yayıncılık uygulaması başlatılmıştır. İkinci Dünya Savaşı yıllarının koşulları, tüm dünyada radyo yayıncılığına önem kazandırmıştır. T.C. Hükümeti de bu yayınların 22 Mayıs 1940 tarihinde kabul edilen 3837 sayılı kanun ile yeni kurulan Matbuat Umum Müdürlüğü’ne devredilmesini uygun görmüştür.

1940-1964 Basın-Yayın Radyoculuğu
1943 yılında Matbuat Umum Müdürlüğü, Basın Yayın Umum Müdürlüğü adıyla yeniden örgütlenerek yayın hizmeti teknik ihtiyaçları için bir fen heyeti kurulmuştur.
Savaşın yaygınlaştığı yıllarda bütün dünya radyoları gibi Ankara Radyosu savaşla ilgili haberler yayında yer alıyordu. O günlerde hazırlanan programlar daha çok Türkiye´nin tarafsızlık politikasını vurguluyordu.

Yayınlarına 1938 yılında son verilen İstanbul Radyosu, 1949 yılında tekrar 150 kW´lık orta dalga verici ile yeni binasında yayına başlamıştır. Aynı yıl İzmir Kültür Park´ta İzmir Belediye Başkanlığı’nca kurulan radyo, 1953 yılında devlet radyosuna dönüşmüştür. 1950 yılında Kore´ye asker gönderilmesi ile kısa dalga üzerinden Güney Kore´ye yayın yapmak üzere yurtdışı bir radyo yayını başlatılmış, 100 kW ´lık kısa dalga vericisi Ankara Çakırlar´da hizmete girmiştir.

Bu dönemde İ.T.Ü.’de kısa dalga vericisi kurularak İ.T.Ü. Radyosu İstanbul’da klasik müzik yayını yapmaya başlamış, daha sonraki yıllarda Türkiye’nin ilk FM radyo vericisi ile bu yayın sürdürülmüş ve yine bir ilke imza atılarak ilk stereo yayın İ.T.Ü. Radyosu’ndan yapılmıştır. İstanbul’da ilk FM radyo vericisinden İ.T.Ü. FM radyo yayını yapılmasının yanı sıra, ileride açıklanacak olan Türkiye’deki ilk televizyon yayınını yapan İ.T.Ü. televizyonu yayınlarının sesi de yayınlanmıştır. O yıllarda İ.T.Ü. ‘den başka FM yayını olmadığı için, FM radyo alıcıları olanlar televizyon alıcılarına sahip olmadıklarından televizyonun sesini dinlemekle yetinmişlerdir.

1964 – 1994 TRT Radyo Yayıncılığı
Ankara, İstanbul ve İzmir başta olmak üzere 1 kW gücündeki il radyoları ile müzik yayınları yapılmış, 1964 yılında TRT kurulduktan sonra bu radyoların yerini daha güçlü radyolar almış ve radyoların yayın saatleri artırılarak tüm gün yayın yapmaya başlamıştır.

Radyo vericilerinin de sayısı arttırılmış, 100 kW Erzurum uzun, 100 kW İzmir, 300 kW Mersin, 300 kW Diyarbakır orta dalga vericileri ile 250 kW kısa dalga Ankara vericisi kurulmuştur.


1974 yılında radyoculukta da önemli bir gelişme yaşanmış, radyo yayınları merkezden TRT1, TRT2, TRT3 yayın postaları olarak yapılanmış ve TRT1 24 saat yayına başlamıştır. TRT1´de müzik, eğitim, haber, reklam, eğlence, drama programları; TRT’de eğitim-kültür, drama, haber, müzik programları; TRT3´de çok sesli müzik ve eğitici müzik programları yayınlamaya başlamıştır. Ankara, İstanbul ve İzmir’deki radyo stüdyolarının yanı sıra Antalya, Çukurova, Diyarbakır, Erzurum, Trabzon bölge radyo stüdyolarında, bölgelere yönelik programlar yapılmaya başlamıştır.

TRT´nin kuruluşundan sonra yurt dışı yayınlarda 1975’te 250 kW´lık verici hizmete girince dil sayısı artırılmış, 1982 yılında Türkçe dahil yayın yapılan dil sayısı 15´e çıkarılmıştır. Ankara Çakırlar'a değişik yıllarda kurulan yeni verici ve anten tesisleri ile 3 adet 250 kW ve 2 adet 500 kW'lik verici ile kısa dalga yayınları artırılmıştır.

Ankara Emirler mevkiine daha sonra kurulan 5 adet yeni kısa dalga vericilerle bugün 500 kW gücünde 7 adet, 250 kW gücünde 3 adet olmak üzere toplam 10 adet yüksek güçlü verici ile yayın yapmakta olan Kısa Dalga Türkiye'nin Sesi Radyosu yayınları, 26 dilde tüm dünyaya iletilmektedir.

FM verici sayısının artırılması kararı ile, TRT3 radyo postasına ilaveten TRT1 ve TRT2 radyo postalarının da FM bandından yayın yapması planlanmıştır. Uzun ve orta dalga vericileriyle birlikte FM bandında da yayın yapacak verici kurulması ile FM radyo yayınları yaygınlaştırılmaya başlamıştır. 1987 yılında FM bandında TRT4 radyo postası TSM,THM programlarını yayınlamak üzere faaliyete geçmiştir.


1990 yılında yurdumuza gelen turistlere hizmet vermek üzere Turizm Radyosu yayına başlamıştır. Yurdun turistik bölgelerine kurulan FM vericilerle Antalya yayın merkezinden İngilizce ağırlıklı olmak üzere Fransızca ve Almanca, sonra Yunanca yayın yapılmaktadır.

TRT4 radyo postasının da yeni yayına başlayan özel radyo postalarına karşılık TRT-FM adı altında canlı Türk Pop Müziği yayınlarına ayrılmıştır. TRT2 radyo postası bu dönemde Radyo Haber adıyla 24 saat radyo haber yayınları yapmaya başlamıştır. Daha sonra bu radyo postası kapatılmış ve bir süre sonra Türk Sanat ve Halk Müziği yayınları yapmak üzere yeniden yayın yapmaya başlamış, bu postanın FM vericilerinin de sayıları ve güçleri arttırılarak yurdun daha büyük bölümüne ulaştırılması sağlanmıştır.

1992 yılında ilk özel radyo yayınları FM bandında başlamış, Metro FM ve Super FM adı altında biri Yabancı Pop, diğeri ise Türkçe Pop Müzik yayını yapan iki özel radyo kanalı radyo yayıncılığında yer almıştır. Bu yayınların yapıldığı stüdyolar Teknik Bölüm Başkanı olduğum kuruluşun ilk yayın binasında teknik ekibin gayretli çalışmaları ile oluşturulmuş ve bunların 5 kW’lık vericileri Çamlıca tepesine kurulmuştur. O tarihte mevcut TRT verici antenlerinde uygulanan teknik özelliklerden farklı bir radyasyon diyagramı olduğu için, İstanbul’un her noktasında her türlü şartta, örneğin tünel içinde eskiden kesilen radyo yayınına karşılık bu yayınlarda kesintisiz alış sağlandığı tespit edilmiştir.

Özel radyo yayınlarının hızla yaygınlaştırılması karşısında izinsiz yapıldığı gerekçesiyle bütün radyo yayınları kapatılmış ve vericileri mühürlenmiştir. Daha sonra Anayasa’nın 133. maddesi değiştirilerek yayın tekeli kaldırılmış ve özel radyolar yeniden yayına başlamışlardır.

Bu konu TRT sitesinden alıntıdır